17 Ocak 2011 Pazartesi

Budapeşte


Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/


Eksenimi uzunca süredir Ortadoğu’ya kaydırmıştım ama bu yılbaşında, yaklaşık 2 yıl aradan sonra, tekrar Avrupa’ya, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gittim!

Aslında aklımda da hiç yoktu Budapeşte’ye gitmek ama birgün işlerden sıkılıp internette gezinirken, Sabiha Gökçen Havaalanı’nın sayfasına
girdim. Ana sayfada sağ kısımda görünen “Havayolu Şirketleri” kısmında, daha önce Brüksel’den Sofya’ya uçmuş olduğum Wizz Air dikkatimi çekti ve logosunun üzerine tıklayınca 17 Aralık’tan itibaren İstanbul’dan Budapeşte’ye tek yön sadece 29 €'ya uçmaya başlayacağını öğrendim. Sanırım Ekim sonuydu. Tabii hemen arkadaşlarımı aradım, ben yılbaşında Budapeşte’ye gitmeye karar verdim, gelecekseniz siz de biletinizi alın dedim ve hemen kendi biletimi aldım, gidiş dönüş vergiler ve tüm diğer ücretler dahil sadece 75 €’ya! :) Üstelik 1,5 gün izin kullanmam gerekmesine rağmen, henüz işyerimden izin bile almadan. Hatta vizemi de aldım ve gitmeme sadece 2-3 hafta kala iznimi aldım. Ucuza bilet bulmanın bir sırrı da bu. Yaklaşık 1-2 ay öncesinden, biraz risk alıp, biletinizi almanız gerekiyor. Biz 4 kişi gittik ve hepimiz de bu fiyata aldık biletlerimizi. 

Wizz Air’la sadece 29 €’ya Budapeşte’ye uçabilirsiniz. Uçağın merdivenlerine dikkatinizi çekerim, Budapeşte Ferihegy Havalimanı’nın yer hizmetleri bir Türk şirketi olan Çelebi tarafından yapılıyor.

Budapeşte’nin nüfusu yaklaşık 1.7 milyon civarında. Macaristan’ın toplam nüfusu ise 10 milyon kadar. Orta Avrupa’da küçük ama kendine özgü bir devlet. Avrupa’da hemen hemen bütün ülkeler, Hint-Avrupa dillerine ait bir dil konuşurken, Macarlar Ural-Altay dil ailesinin, Ural koluna bağlı olan Macarca’yı konuşuyorlar ve Orta Asya'dan bugünkü Macaristan topraklarına geldikleri 9. yüzyıl sonundan beri dillerini ve kültürlerini korumayı başarmışlar.


Hösök Tere’den (Kahramanlar Meydanı) Erzsébet Tér’e (Elizabeth Meydanı) kadar uzanan, Budapeşte'nin en ünlü caddesi olan Andrássy Ut... Neo-Rönesans tarzındaki malikaneleri, binaları, meydanları, müzeleri, kafeleri, restoranları, operası ve lüks butikleriyle ünlü olan bu caddenin yapımına 1872 yılında başlanmış ve 2002 yılına UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Hava buz gibi olmasına rağmen yol boyunca yürürken hiç sıkılmadık. Yine cadde üzerinde bulunan Oktogon Meydanı’nda sadece 600 forint’e, yani yaklaşık 4,5 TL’ye sıcak şarap içip ısındık.



Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/




Macaristan 1526’daki Mohaç Savaşı’yla Osmanlı hakimiyetine girmiş. Yaklaşık 150 yıllık bir süreden sonra, Avusturya İmparatorluğu ve Hıristiyan devletlerden oluşan Kutsal İttifak yardımıyla Osmanlı’ya karşı savaşarak, 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşma’sıyla Türkler’in hakimiyetinden çıkmışlar. Bu 150 yıllık süre boyunca, Budapeşte, camileri, hamamları, çeşmeleri ve köprüleriyle tamamen bir Türk şehri haline gelmiş ve şehirde yaşayan Hristiyan aile sayısı 70’e kadar düşmüş. Ancak Türkler şehirden ayrıldıktan sonra, birkaç hamam dışında neredeyse bütün eserleri maalesef yok etmişler. 


Andrássy Caddesi üzerinde bulunan Kodaly Körönd Meydanı. Arka planda güzel binalar, heykeller, kocaman yaprakları dökülmüş bir ağaç ve yerde karlar. İnsan bir yandan bakmaya doyamıyor, bir yandan da o kadar güzel bir ülkemiz olmasına rağmen, zaten az sayıda olan tarihi, estetik binalarımızı koruyamadığımızı aklına getirip iç çekiyor...

Budapeşte'de bulunan nadir Osmanlı eserlerinden biri şehrin Buda tarafında bulunan Gül Baba Türbesi. Muhtemelen ilk defa duydunuz Gül Baba’yı. Ancak kendisi Macaristan’da çok ünlü. Fransa ve Belçika’da yaşarken ve seyahatlerim sırasında ne zaman bir Macarla tanışsam, Türk olduğumu ilk öğrendiklerinde hemen Gül Baba’dan bahsediyorlardı. Gül Baba, Budapeşte’yi fetheden Kanunui Sultan Süleyman’ın davetiyle sefere katılmış ve ölümüne kadar Buda’da yaşamış, sadece Türkler tarafından değil Macarlar tarafından da sevilmiş bir derviş imiş. Aslında genel olarak baktığımızda, Avrupa’daki eski Osmanlı topraklarında kurulan ülkelere kıyasla, Macarlar Osmanlı dönemini o kadar da kötü anmıyorlar.


Londra metrosu ve bizim Beyoğlu'ndaki Tünel'den sonra dünyanın en eski üçüncü metrosu olan, 1896 yılından beri hizmet veren Budapeşte metrosu, tıpkı altında bulunduğu Anrassy Caddesi gibi 2002 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Burası Hösök Tere istasyonu. İstasyon kurulduğu gündeki gibi muhafaza edilmiş ve bu eski hatta nostaljik eski trenler kullanılıyor. Bizim Tünel’de ise turistler için çok ilgi çekici olan nostaljik trenler maalesef birkaç sene önce son model trenlerle değiştirildi..

Günümüzde Osmanlı’dan kalan çok fazla eser yok ancak şimdi de döner sayesinde Budapeşte’yi fethetmişiz. Neredeyse her köşe başında, üzerinde “Török Etterem” (Türk Restoranı) yazan bir dönerci var. Şu anda şehrin en popüler yiyeceğiymiş, bunda tabii lezzetinin yanı sıra uygun fiyatının da etkisi var sanırım. Yemek demişken, Macar yemeklerinden de bahsedelim biraz. Önce Paprika diye şehrin en popüler Macar restoranlarından birine gittik, orada yer olmayınca Piroska diye başka bir restorana geçtik. Restoranın eski Macar ürünleriyle dekore edilmiş görüntüsü çok güzeldi ancak yemekleri için aynı şeyi söyleyemem. İsimlerini hatırlamıyorum ama hepimiz etli birşeyler yedik, çok kötü değillerdi ama güzel de değildi. Tabii ayıp olmasın diye bizi oraya götüren Macar arkadaşlarımıza beğendiğimizi söyledik! :) Sadece, daha önce, başka bir mekanda içmiş olduğumuz, Macarların meşhur gülaş çorbasını beğendim. Dana eti, soğan, patates, kırmızı biberden yapılan çorba, bizim etli yemeklerin bir nevi sulu hali. Onu tavsiye edebilirim. Tavsiye etmesem bile, en ünlü yemekleri olduğu için, içmeden dönmemeniz lazım. 


Macar arkadaşlarla, Macar yemeklerini tattığımız restoran Piroska’da.. Yemek isimlerini hatırlamıyorum, hatırlamaya da gerek yok, zira pek beğendiğimiz söylenemez! :) 




Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/






Macar yemekleriyle ünlü restoran Piroska, komünist dönemden kalma televizyon, daktilo, motosiklet ve radyo gibi nostaljik Macar yapımı eşyalarla dekore edilmiş. 

Bu da meşhur gülaş çorbası. Tattığım Macar yemekleri arasından bir tek bunu beğendim. Ama onun da görüntüsü kötü.. :)

Macarların geleneksel içkileri ise, vodkamsı, likörümsü, ne olduğunu pek de anlayamadığım, çok kötü bir kokusu ve tadı olan, yüksek alkol oranına sahip Palinka. Gittiğim yerlerde geleneksel yemeklerin yanısıra geleneksel içkilerini de denemeyi severim ama yılbaşı gecesi içmek üzere bir şişe almamıza rağmen 1-2 yudum dışında içemedim, onun yerine tarihi 1895’lere kadar uzanan Macar birası Soproni’yi tercih ettim. 


Tıksırıncaya kadar içen Macar apaçileriyle yılbaşını kutladığımız Oktogon Meydanı, saat tam 24:00 .. 

Macarlar’ın en meşhur içkisi olan Palinka’dan bir yudum aldıktan sonra... Hiç beğenmediğim belli oluyor galiba! :)) 

Bu arada yılbaşı bizde o kadar hareketli geçerken, Budapeşte
bu açıdan benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Orada kaldığımız 3 gün boyunca, yılbaşı gecesi hariç hemen hemen bütün sokaklar boştu ve mağazalar kapalıydı. Sanırım yılbaşından 5-6 gün önce kutladıkları Noel’den sonra bütün hareketlilik sona eriyor. Yılbaşı gecesi de kayda değer kutlamalar yoktu. Biz önce Nyugati Meydanı’nda düzenleneceği söylenen Macar popçuların konserine gittik, ancak ortada konser filan göremeyince, şehrin en ünlü meydanlarından olan Oktogon Meydanı’ndaki, TV ekranlarına yansıtılmış MTV benzeri bir kanaldan yayınlanan kliplerin dev ekranlara yansıtıldığı ve saatte bir konuşan sunucuların olduğu kutlamaya katıldık. Ama yine de çok eğlendik. 

Budapeşte’de bu aralar çok popüler olan “harabe” barlardan biri olan Szimpla. Bizim oturduğumuz bölüm eski kablolar ve bilgisayar ekranlarıyla dekore edilmişti. Tabii ki ortam bu kadar aydınlık değildi, flaşın etkisiyle böyle oldu! :) 

Budapeşte’de oturduğumuz kafelerden biri olan Vian Kafehaz. Turistlerin az olduğu, Macarlar’ın takıldığı, çok güzel bir kafe. 




Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/





Bu da üşüdükçe girdiğimiz Buda Kalesi yakınlarındaki kafelerden biri. Seyahatlerde en keyif aldığım şeylerden biri, özellikle de hava soğuksa, kendine özgü dekoru ya da manzarası olan kafelere gidip kısa süreli de olsa oturmak...

Aslında o gece mekanlarda da kutlamalar varmış ama hiç ilgimizi çekmedi. Budapeşte’nin gece hayatını da çok fazla keşfedemedik zaten. Sadece bir gece, Macar arkadaşımızın bizi götürdüğü, şehrin eski Yahudi mahallesinde bulunan “harabe” barlardan birine gittik. Bu aralar bu tür barlar Budapeşte’de çok popülermiş. Bizim Beyoğlu’ndaki binaların tarzındaki eski binalar, çok da fazla restorasyon yapılmadan, içleri eski eşyalarla her odası farklı bir tasarımcıya yaptırılarak bara dönüştürülmüş. Bizim çok hoşumuza gitti, bol bol da dans ettik. Arkadaşlarım orada Unicum denen, shot olarak içilen neredeyse siyah renkli başka bir Macar içkisi içtiler ama ben yine birayla yetindim. Nedense Macar yiyecek içeceklerine pek ısınamadım! 


Budapeşte özellikle akşamları ışıklandırıldığında masalımsı, insana huzur veren bir görüntü alıyor. 

Tuna Nehri kenarında akşam şehri izleyerek yürüyüp, hayallere dalabilirsiniz...

Yiyecek içeceklerine ısınamadım ama kasvetli bir havası olmasına rağmen şehri genel olarak çok sevdim ki kasvetli yerlerden aslında hiç hoşlanmam. Ya da uzun süredir Avrupa’ya gitmemiş olduğumdan dolayı, bana olduğundan daha etkileyici geldi. Çok güzel korunmuş, çeşitli tarzlarda inşa edilmiş tarihi binaları, Tuna Nehri, nehri süsleyen birbirinden güzel köprüler, kıyılarındaki binalar... Binalar ve köprüler, özellikle de akşamları ışıklandırıldıklarında masalımsı bir görüntü oluşturuyolarlar. Ben en çok 1904 yılında yapılan Parlamento Binası ve 1884 yılında yapımı tamamlanan Macar Devlet Operası’nı beğendim. 





Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/





Sadece 500 forint, yani bizim paramızla 3,5 TL civarı bir para ödeyerek, Paris Operası ve Milano’daki La Scala’dan sonra akustik açıdan Avrupa’nın en iyi 3. operası kabul edilen Macar Devlet Operası'nda dünyaca ünlü eserlerden birini izleyebilirsiniz, hatta sonuna kadar kalmasanız bile izlemelisiniz! 

Biz şansımıza dünyanın en ünlü opera eserlerinden olan İtalyan Giacomo Puccini’nin La Boheme’ini (Macarca Bohémélet) izledik. Annemin ilkokuldayken zorla götürmeleri ve en son lisedeyken bir arkadaşımın dönem ödevi için gitmek dışında, operaya gitmişliğim hiç yoktur. Opera pek de ilgimi çekmezdi ama opera binasının etkileyici mimarisi ve dekorların güzelliğinden olsa gerek, Macarca altyazıları anlamamama rağmen çok keyif aldım, sık sık güzel bestelerin de etkisiyle düşüncelere daldım. 

Barok unsurlar katılarak Neo-Rönasans tarzda tasarlanan 1261 seyirci kapasiteli Macar Devlet Opera binası görkemli ve zengin iç dekorasyonuyla dünyanın mimari şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Bupapeşte’de bulunduğumuz 3 gün boyunca hava buz gibiydi ve yerler de karla kaplıydı ama o havada, özellikle de akşamları nehrin kenarında ve şehrin sokaklarında yürümek, etrafı izlemek acayip hoşuma gitti. Kasvetli havanın içimi sıkması gerekirken, tam tersine acayip huzurla doldum. İşe güce, günlük hayata ara verip böyle küçük kaçamaklar yapmak, farklı yerlere gitmek insan ruhuna acayip iyi geliyor, yani en azından bana... Neyse, hava buz gibi olduğu için şehri gezerken, yürüken sık sık kafelere girip oturduk. Böyle havalarda kafelerde oturmak da fazlayısla keyifli oluyor. Özellikle de, benim gibi kalın kıyafetler giyinemeyen veya biraz da artist artist gezineceğim diye incecik kıyafetlerle gezinen insanlar için, kafe molaları çok keyifli olmanın yanısıra, sıcak çikolatanızı içip ısınmak adına çok yararlı oluyor. Neyse ki soğuğu da seven bir insanım. 


Buda Kalesi’nden Tuna Nehri ve arka planda Budapeşte’de en beğendiğim binalardan olan Parlamento Binası... 

Buda tepelerinden yine Tuna Nehri ve üzerindeki en güzel köprü olarak kabul edilen, 1849 yılında yapımı tamamlanan Zincirli Köprü (Széchenyi Lánchíd).. Arka planda da Parlamento Binası’yla bilrikte 96 metrelik yüksekliğiyle Budapeşte’nin en yüksek iki binasından biri olan ve ilk Macar kralı I. İstvan’ın adını taşıyan, 1905 yılından beri hizmet veren Szent (Aziz) István Bazilikası’nı görebilirsiniz. 



Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/




Szent István Bazilikası’nı gezerken ayine denk geldik... Komünist dönemde ibadet etmeleri yasaklanan, özellikle orta yaş ve üzeri Macarlar’ın ayine ilgisi büyüktü. 

Bu da, New York’taki Temple Emanu-el’den sonraki dünyanın en büyük ikinci sinagogu olan, Büyük Sinagog olarak da bilinen 1859 yılında yapılmış olan Dohány Caddesi Sinagogu. 20. yüzyılın başlarında Budapeşte nüfusunun % 23’ü Yahudi’ymiş ve Avrupa’nın oransal olarak en çok Yahudi nüfusa sahip şehirlerinden biriymiş. Nazi soykırımının da etkisiyle bu oran günümüzde % 0.5’e kadar düşmüş.

Macarlar’a gelecek olursak, genel olarak güleryüzlü değiller ama somurtkan da değiller. Birşey sorduğunuzda ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ayrıca benim düşündüğümün aksine, bir çoğu da sarışın. Macar kızları da gayet hoşlar. Şehirde bir de genel olarak, Slovakya ya da Bulgaristan olduğu kadar olmasa da eski bir komünist ülke havası hala var. Özellikle yaşlı bir çok insan, 80’lerden kalma kıyafetlerle,kürklerle ve bana nedense o dönemi hatırlatan kalpaklarla geziniyorlar. Ben de tabii merak edip, Macar arkadaşlarıma o dönemi sordum. Komünist dönemde halkın 3 yılda bir sadece komünist komşu ülkelerine gitmelerine izin veriliyormuş, hem de aile başına harcamaları için sadece 50 $ verilerek. Ben olsam herhalde delirirdim böyle bir durumda! :) Halk o dönemi pek iyi anmıyormuş ancak o zamanlar işsizlik yokmuş ve herkesin karnı doyuyormuş. Devlet her aileye televizyon, bozdolabı gibi ürünleri ücretsiz veriyormuş. O yüzden çok az da olsa o dönemi özleyenler de varmış. 


Komünist dönemde sahibi olabilmek için insanların 2-3 yıl ve hatta daha fazla beklediği, 1957 ile 1991 yılları arasında geri dönüşebilir malzemelerden imal edilen, kaportası Sovyetler Birliği'nden gelen pamuk atıkları ile Doğu Almanya’nın boya endüstrisinin atıklarından elde edilen duroplast malzemesinden üretilen, komünist rejimlerin bir nevi statü simgesi olan Doğu Almanya yapımı, şirin, kutu şeklindeki Trabant marka otomobillerden birisi. Budapeşte sokaklarında benzerlerini hala sık sık görebilirsiniz.

Gelelim Budapeşte’de nerede kalabiliriz sorusunun cevabına. Biz 4 kişiydik ama hepimiz aynı yerde kalmadık. Ben arkadaşlarımdan biriyle hostel’da kalırken, diğer 2 arkadaşımız otelde kaldılar. Biz adı gibi barok mimariye sahip bir binanın en alt katında bulunan Baroque Hostel’da
kaldık. Hostel şehrin en eski meydanlarından Hösök Tere’ye, yani Kahramanlar Meydanı’na sadece 3-4 dakikalık yürüme mesafesinde ve iki kişilik özel odada kişi başı sadece 20 € ödeyerek kalabiliyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim Baroque Hostel’ı. Gerek dekorasyonu, gerek temizliği, gerek de güleryüzlü ve yardımcı çalışanları olsun, biz çok memnun kaldık. Eğer benim gibi artık öğrenci değilseniz, çevrenizden “bu yaşta da hostel’da mı kalınır” gibisinden gelecek mahalle baskılarını hiçe sayın ve bence bu ekonomik seçeneği tercih edin. Ayrıca daha önce de bahsetmiştim, hostellarda enteresan insanlarla tanışabiliyorsunuz. Biz yatmadan yatmaya gitmemize rağmen, Finlandiyalı bir grupla tanıştık ve bol bol sohbet ettik. Diğer arkadaşlarımız da, Oktogon Meydanı’na çok yakın olan Radisson Blu Hotel’de kaldılar. Çok merkezi bir konumda bulunan ve gayet konforlu olan 4 yıldızlı bu otelde de iki kişilik odada, kişi başı sadece 50 € ödeyerek kalabilirsiniz. Hatta kampanya dönemlerine denk gelirseniz, neredeyse hostel fiyatına, gecelik 35 €’ya kalma imkanını bulabilirsiniz. 

Budapeşte’de kaldığım Baroque Hostel’in bir nevi lobisi de diyebileceğimiz oturma odası. Özellikle kapısı çok hoşuma gitti. 



Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/





Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, diğer tüm Avrupa Birliği ülkelerine olduğu gibi, Macaristan’a da elimize sadece pasaportumuzu alıp gidemiyoruz. 21 Aralık 2007’de Schengen’e üye devletler arasına katılan Macaristan’a girebilmek için, Schengen vizesi almanız gerekiyor. Ancak gerekli evraklarınızı götürmeniz durumunda, diğer AB ülkelerine oranla, Macaristan Schengen vizesini çok hızlı ve sorunsuz şekilde veriyor. Ayrıca vize görevlileri de kendilerini bir nevi çalıştıkları ülkenin konsolosu sanan kompleksli Türkler yerine çok tatlı, Türkçe konuşan, güleryüzlü Macar bayanlar. Vize ile ilgili bilgileri, Macaristan Konsolosluğu’nun internet sayfasından
öğrenebilirsiniz. Vize ücreti 60 €. Vize alan aracı şirketlere boşu boşuna gidip yaklasık 50 TL ücret ödemenize de hiç gerek yok. Vize işlemleri oldukça basit ve konsolosluk Levent’te, Metrocity’nin olduğu binada olduğu için ulaşım da oldukça kolay. 

Vapurla Tuna Nehri gezisinde Parlamento Binası’nın önünden geçerken... 3900 forint, yani yaklaşık 30 TL vererek, yaklaşık 1,5 saat boyunce vapurla Tuna Nehri’ni gezebilir ve kulaklıktan Türkçe olarak gezilen yerlerle ilgili bilgileri dinleyebilirsiniz. 

Budapeşte’de bulunan birbirinden güzel binalardan birinin kapısı. 

Budapeşte’nin simgelerinden olan eski tramvay 



Budapeşte yazımı artık yepyeni internet sitem NEREYE KAÇSAK?'ta okuyabilirsiniz:


http://www.nereyekacsak.com/budapeste/




Ben Budapeşte’yi beklediğimden çok daha fazla beğendim, beklediğimden çok daha fazla eğlendim ve üstüne bir de huzurla doldum. Sizlere de kesinlikle, haftasonu sadece 2 gün için olsa bile gitmenizi tavsiye ederim. Görecek daha çok fazla şehir ve ülke varken ikinci defa gitmeye gerek var mı bilmiyorum ama bence herkesin bir defa mutlaka gidip görmesi, Tuna Nehri’nin kenarında akşam vakti yürümesi gereken bir şehir...
Paylaş

71 yorum:

.g. dedi ki...

Ben de Gül Baba'yı burda bir Macar arkadaşımdan duymuştum ilk. Ama Gılbabı gibi bir şey dediği için bir müddet neyden bahsettiğini anlayamadım.. Gerçi anladıktan sonra da Gül Baba'nın kim olduğunu bilmediğim için pek bir şey değişmedi :)

Adsız dedi ki...

o mavi araba sanirim ordan hic hareket etmiyor :))) ben gittigimdede ordaydi :))

yusuf okay.. dedi ki...

Dostum kıskandıran bir gezi harekatı olmuş.bir gün çekip kaybolmak lazım avrupada..herhangi bir kafede bilmediğim şeyleri tatmak buz gibi bira ve sıcak şarap içmek bol bol mimari incelemek en çok yapmak istediğim şey.umarım sen yazmaya devam edersinde azda olsa keyfi bizede yansır..

Carpe Diem dedi ki...

dostum sağol. evet kaybolmak lazım ama bir an önce harekete de geçmek lazım! :)

Gürhan GÜLEZ dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Carpe Diem dedi ki...

gerçekten istedikten ve fırsatları kolladıktan sonra sen de gidebilirsin biryerlere, hiç zor değil... :)

Carpe Diem dedi ki...

GÜNCELLEME: wizzair'in kıymetini bilemedik. yeterli yolcu olmadığı için istanbul uçuşları iptal oldu. sadece antalya'dan budapeşte'ye ve ukrayna'nın başkenti kiev'e uçuşlar devam ediyor. o da yaz sezonunda...

Emre Çağlar dedi ki...

şu anda hostel fotoğrafını çekerken oturduğun koltukta oturuyorum. Gerçekten güzel baroque hosteli önerdiğin için sağol...

Carpe Diem dedi ki...

selamlar, beğenmene sevindim. kar da varsa eğer, çok güzeldir şimdi oralar...

Adsız dedi ki...

Harbidende okumasi guzel. Bende nisan 6sina ordayim. Bakalim biz ne kadar gezebilecegiz. Onerilerini dikkate alacagim

Carpe Diem dedi ki...

az kalmış gitmene. iyi yolculuklar. dönüşte de yorumlarını beklerim....

Gözde dedi ki...

Barcelona'ya giderken de senin gezi notlarından yararlanmıştım,yine gayet keyifli bir yazı olmuş,15 Temmuz'da Budapaşte'deyim Önerilerin için sağol...

Carpe Diem dedi ki...

gözde merhaba. yazımın faydalı olmasına çok sevindim. şimdiden iyi yolculuklar, iyi eğlenceler...

budapeste gezilecek yer dedi ki...

Resimler cok hos. Budapeste ve estergon gidilmesi gerekli sakli cennetler

Carpe Diem dedi ki...

teşekkürler.

Adsız dedi ki...

Merhaba,budapeşte hakkında yazılar ararken burayı gordum,cok guzel bir yazı,eylyl de gidicem,kesinlikle faydalanıcam,tsk.ler

aslıhan

anyonaseyo dedi ki...

merhaba aslıhan. beğenmene sevindim. şimdiden iyi yolculuklar...

Adsız dedi ki...

dostum bende 18 agustasta gidecegim yazdıklarından faydalacagım teşekkürler

Adsız dedi ki...

ne kadar sıcak ve güzel yazı...önerilerin için teşekkürler 17 ağustosta bizde gideceğiz:)

anyonaseyo dedi ki...

her ikinize de şimdiden iyi yolculuklar dilerim. :)

Adsız dedi ki...

Merhaba, yazınız için teşekkürler. Ekim ayında gitmeyi düşünüyorum ama çok mu soğuk olur diye tereddüt ediyorum. Siz tecrübelisiniz diye fikir almak isterim.

İbrahim dedi ki...

Selam, bende budapeşte ile ilgili yazi ararken senin sayfana geldim ve bircok notlar aldim. Bir aksilik olmazsa 18 agustos gecesi yola cikarak bende bir arkadasimla arabayla yunanistan'dan baslayarak, makedonya, sirbistan, macaristan,avusturya,çek ve belki polonya'dan bir tup atip gelecegiz.
Hedefimiz direk olarak budapeste gidip orta avrupayi kesfetmek. Eger orta avrupada muhakkak gor diyebilecegin bir yerler varsa ibrahimy@sirius.com.tr adresine haberini bekliyorum. Arabamiz olacagi icin heryere gidebiliriz. Saygilar.

Adsız dedi ki...

Merhaba geçen hafta gitmeden önce senin notlarından faydalandım gerçekten çok faydalı oldu teşekkür ederim :) Sevim

anyonaseyo dedi ki...

@ibrahim: facebook ssyfamdan cevap verdim..
@sevim: faydalı olmasına çok sevindim. :)

ahmet imamoglu dedi ki...

18 Ağustosta (yarın oluyor bu :) ) gideceklerden biri de benim. Gerçekten faydalı ve keyifli bir anlatım olmuş emeğine sağlık.

ayse nur kurt dedi ki...

Çok güzel olmuş bu yazı da söylemeden edemicem demek ki yılbaşında aynı yerdeymişiz :) Ben de O zamanlar Budapeşte'deydim. :) Çok özlediğimi fark ettim teşekkürler :)

anyonaseyo dedi ki...

@ahmet: beğenmene sevindim. iyi eğlenceler! :)

@ayse nur: teşekkür ederim. belki yolda karşılaşmışızdır budapeşte'de! :) birkaç türk'e rastlamıştık çünkü.

Adsız dedi ki...

cok guzel bir yazı , harika bir anlatim , cok tesekkurler, gercekten cok yararli oldu...

anyonaseyo dedi ki...

merhabalar. yararlı olmasına sevindim.

Gezen Tilki Yatan Aslandan Yeğdir.. dedi ki...

Emeğine sağlık.Kasımda bende orada olacağım :)

anyonaseyo dedi ki...

teşekkürler. iyi yolculuklar şimdiden...

Tarik TEKEŞ dedi ki...

Genel anlamda güzel olmus lakin belli konularda düzenlenmesi gereken yerler var örnegin Yahudiler konusu,
Osmanlı döneminde Macaristan’da yerleşim merkezlerinde Hıristiyanlarla
birlikte Yahudiler yer almaktadır. Büyük ticaret merkezlerinde kısıtlı da
olsa var olan kozmopolit atmosferin içinde, Ermeni, İtalyan veya Rum
tüccarlarının yanı sıra, az sayıda Yahudi ailesi de bulunmakta idi.1
Budin’de
tüccarlar arasında önemli bir grup teşkil eden Yahudi tüccarların bir kısmı,
İspanya’dan gelerek Balkanlara yerleşen ve daha sonra Budin’e göç eden,
böylece Balkanlardaki tanıdıkları ile ticari iletişimini sürdüren ailelerden
oluşuyordu. Bunlara Budin’de oturup Hıristiyan himayesinde bulunan
Alman ve Polonya kökenli Orta Avrupa Yahudileri de eklenmiştir.2
Macaristan’da ticaret ve fabrika sanayinin kalkınmasını sağlamak için 1840
yılında kendilerine serbest iskan hakkı verilen Yahudiler, Galiçya’dan
kalkarak kitle halinde Macaristan’ın doğu kısımlarına gelmişlerdir.
Başlangıçta kendilerini Alman saymakta iken 1840’lı yıllarda şehir ahalisi
ile birlikte Macarlaşmaya başlamışlardır.

Nüfusları 1848’de 336.000 dolaylarında iken, 1910 yılına gelindiğinde nüfusun %5’ini oluşturacak biçimde 909.500 kişiye ulaşmıştır.

1894-1897 yılları arasında konsolos olarak Budapeşte’de bulunan Mehmet Asım Bey’in raporuna göre ise
“Macaristan’ın idare merkezi olan Budapeşte’nin 5-600.000’lik nüfusunun
200.000’i servet ve ticaretin çoğunluğunu tekellerinde bulunduran
Yahudi’dir.” XIX. yüzyıl sonuna kadar ekonomik alanda erişebilecekleri her
şeye ulaşan Macaristanlı Yahudiler, sanayi, ticaret ve kredi yaşamını ele
geçirmişlerdir.
1910 yılında sanayideki ücretlilerin %21.8’i, tüccarların
%54’ü ve bankacılık ve finans sektöründeki işletmelerin %85’i,
Yahudilerden oluşmakta idi. Bununla birlikte Yahudi toplumunun büyük
kısmı fakirlik içerisinde idi. Ayrıcalıklı Yahudi aileleri içerisinden 25’i
Fransız József tarafından baronluk, 290 Yahudi aile de soyluluk unvanları
ile ödüllendirilmişlerdir.

anyonaseyo dedi ki...

Ek bilgiler için teşekkürler.

nihan dedi ki...

Aynen sizin gibi Aralık 25 de gidip yılbaşını orada geçireceğiz. Çok seveceğimi,memnun kalacağımı sanıyordum zaten, yazdıklarınızı okumak da ayrıca keyif(ve heyecan da epeyce) verdi. Teşekkürler. Döndükten sonra da yazarım. Hoşçakalın
Nihan

anyonaseyo dedi ki...

merhaba. beğenmenize çok sevindim. kar sever misiniz bilmiyorum ama umarım karlı olur siz gittiğinizde de. şehir çok güzel oluyor öyle. şimdiden iyi yolculuklar... döndükten sonra da bekliyorum yorumlarınızı... :)

Adsız dedi ki...

Güzel bir çalışma gideceğim için çokfydalı oldu teşekkürler.Bu şekildeki ucuz fiyatları yakalamak çok zor galiba. Bu fiyatlara uçuş bileti bulsam her ay mutlaka bir yerlere giderim. Fırsat çıkınca aklınıza gelirde mail atarak yardımcı olursanız minnettar kalırım. Bende 25 Ekim 2012 de Budbeşteye gideceğim ama fiyatı söylemeyeyim daha iyi.
ahmetsahin56@gmail.com

anyonaseyo dedi ki...

merhabalar. kampanya ve fırsatları facebook sayfamdan duyuruyorum genelde. www.facebook.com/gezdimgordumyazdim adresinden takip edebilirsiniz. iyi yolculuklar...

Gokay Onus dedi ki...

Dostum çok keyifli bir gezi olmuş anlaşılan. 2013'ü budapeştede karşılayacam notlarını bir kenara yazdım:))

anyonaseyo dedi ki...

merhabalar. beğenmene sevindim. şimdiden iyi yolculuklar ve iyi eğlenceler... :)

Gülen dedi ki...

merhaba
Budapeşte ile ilgili bilgi edinmek adına bir hayli faydalı olacağını düşündüğüm şeyler yazmışsınız. Gezip gördüğünüz yerler hakkında paylaşımda bulunuyor olmanız çok güzel.
Ben, eşim ve dört yaşındaki oğlumla birlikte önümüzdeki hafta başında Budapeşte'ye gitmeyi düşünüyoruz. Yazdıklarınızın iyi bir rehber olmasını temenni ediyorum. Döndüğümüzde gözlemlediklerimi sizinle paylaşacağım.
Şimdiden teşekkürler...

anyonaseyo dedi ki...

teşekkür ederim. beğenmenize sevindim. size de şimdiden iyi yolculuklar...

arayan dedi ki...

seni çok kıskanıyorum yea :)

anyonaseyo dedi ki...

:)

adnan gurler dedi ki...

bende aralik 2012 8-11 aralik da budapestedeydim ilk kez gittigim icin biraz tedirgindim acikcasi ..daha otelimi önceden ayrittirdigim icin o yönden kaygim yoktu kaldigim semtin adi keleti diye bir bölgeydi otelimin karsisinda buyuk bir tren istasyonu bulunuyordu bu da bana sehrin diger taraflarini görmem icin guzel bir imkandi..ulasim sorunu yasamadim metro ve tramvaylar sayesinde bir cok yeri gördum..yemekler konusuna gelince ..bu sorun olmadi hemen her yerde turk restorantlarina rastlamak mumkun..tahmin ettiginiz gibi ben de her gun o lokantalarin birini ziyaret edip hem ordaki turklerle tanismis oldum hem de yemekten sonra bir caylarini icmis oldum..sizlere tavsiyem budapesteyi görmenizdir insanlari yardimsever ve cana yakinlar kendimi turkiyede gibi hissettim..ben 23 senedir isvecde yasiyorum

Gülen dedi ki...

Merhabalar;
Budapeşte'ye gideceğimizi yazmıştım ancak hava muhalefeti yüzünden rotamızı Barcelona'ya doğrulttuk. Çok güzel bir deneyim oldu. Havaların müsait olması akabinde Budapeşte gezisi bizi bekliyor olacak.

anyonaseyo dedi ki...

@adnan gurler: izlenimleriniz için teşekkürler. ben yurtdışına gidince, farklı yemekler yemeyi sevdiğim için, çok zorda kalmadıkça türk restoranlarına pek uğramıyorum. ama tabii siz halihazırda avrupa'da yaşadığınız için, özlüyorsunuzdur.

@gülen: budapeşte de çok güzel bir rota olmuş. ama bence budapeşte'ye böyle karlı havalarda gitmek lazım :)

Adsız dedi ki...

Ben de Macaristan'ın Debrecen şehrinde erasmus programıyla bulunmuştum.Budapeşte 2 saat uzaklıkta olunca gitme fırsatı bulmak çok zor olmuyordu.Gerçekten çok güzel bir şehir Budapeşte.Pahalılık olarak da diğer avrupa ülkelerine göre de gayet uygun.Türk restorantlarında patlıcan musakka yemek de mümkün :)Gidilmesi gereken şehir.

gezdimania dedi ki...

macaristan'a tekrar gidersem, ben de başka şehirlerini görmek istiyorum! :)

macaristan budapeste dedi ki...

Hos ve sicak fotograflar gercekten. Paylasim cok yararli olmus.

gezdimania dedi ki...

teşekkürler.

aydan anıl dedi ki...

Bende yazdıklarını okurken kendimi oradaymış gibi hissettim. Yarın Budapeşte'ye gidiyorum. Dönüşte izlenimlerimi aktarırım. Paylaşım için teşekkürler.

gezdimania dedi ki...

iyi yolculuklar :)

Ezgi köse dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
deniz ediz dedi ki...

Arkadaşlarım dün Budapeşteye gittiler bende sizin sayenizde gitmiş oldum .Yazınızı keyifle okudum.Teşekkürler...:D

seher dedi ki...

Merhaba,
Wizz air tekrar çok uygunn fiyatlı İst-budapeşte uçuşlarına başlamış ben kaptım bile Bayramda inş ordayım:)

gezdimania dedi ki...

@deniz ediz: teşekkür ederim. öyle bir his verebildiysem sevindim :)

@seher: süper haber. teşekkür ederim. duyurdum hemen twitter ve facebook sayfamdan. :)

Özge Havva Erdoğan dedi ki...

3-9 ekim tarihlerinde orada olacagim, eger vaktimiz kalirsa bratislavaya da gitmek istiyoruz, oneriniz uzerine wizz air dan aldik biletlerimizi, eger yazinizi okumasaydim suanda cok farkli bir fiyata ucak bileti almis olacaktik:) 68€ gidis donus biletimizi aldik, kampanyalar halen devam ediyor anlasilan, yaziniz icin tesekkurler guzel bir rehber oldu:)

gezdimania dedi ki...

tavsiyemin işinize yaramasına sevindim. şimdiden iyi yolculuklar :)

mehmet dedi ki...

Ben Budapeşte'yi gidip gördükten sonra yazınızı okudum. Rehber eşliğinde gittiğim için gitmeden araştırma gereği duymamıştım. Fakat "keşke okuyup gitseydim" diyorum. Notlarınızı çok bilgilendirici buldum. Zincirli Köprü bizimkilerce Arslanlı olarak adlandırılıyor(İki yandaki heykellerden). Ayrıca Gül Baba'ya 10.00'dan önce gidilmemeli kapalı çünkü. Budapeşte Tuna'nın ikiye böldüğü bir başkent. Buda bölümü nispeten engebeli, Peşte ise düz ova. İş merkezi ve yeni yerleşim Peşte'de.Bankalar, mağazalar, önemli iş merkezleri hemen hepsi Peşte'de Belvaros Caddesi'nde faaliyet göstermektedir. Macarca'da Türkçe bir çok sözcük var. Yabancılık çekmezsiniz sanıyorum.Gezi notlarınızı yayımlamanız harika. Tebrik ediyorum.Sevgi ve selamlar.

gezdimania dedi ki...

Teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. İzlenimleriniz için de teşekkürler.

zelis dedi ki...

Cok detayli ve keyifli bir yazi,bizde 28 aralik da gidiyoruz,her yurt disi cikisinda okuyacagim yazilarinizi...devami dilegiyle sevgiler

gezdimania dedi ki...

teşekkürler... şimdiden iyi yolculuklar.

Adsız dedi ki...

güzel bir yazı teşekkürler, biz eurostar adlı otelde kalmayı düşünüyoruz bir fikriniz var mı ?

gezdimania dedi ki...

ben teşekkür ederim. hiç duymadım bahsettiğiniz oteli, o yüzden yorum yapmam doğru olmaz...

egemen cinar dedi ki...

2013 Agustosunda budapeştede 3 gun kalma fırsatım oldu.Sizinde gezdiğiniz yerlerin hemen hemen hepsini gördüm.Özellikle tunanın ortasında yer alan margirot adasına hayran kalmıstım.Budapeste ile ilgili tüm tespitlerinize katılıyor ve aynı tespitleri kendimin de yaptığını fark ettim.Yani üstat gezmek kesfetmek konusunda daha çok fikir sahibi olduğunuz kuşkusuz bir gerçek ama emin olun gezme tutkusu sizinkiyle aynı derecede..Daha önce Budapeste'ye görmemiş herkesin okuması gereken gayet doyurucu bir yazı olmus..

serkan altay dedi ki...

birader seni buldum geçenlerde nette dolaşırken okudukça okuyasım geliyor,gidip gezmiş kadar oldum..cok gaza getirdin beni bu kadar borcun içindeyken bide gezme hevesi başladı napcaz bilmiyorum :)

gezdimania dedi ki...

@egemen cinar: teşekkür ederim...

@serkan altay: hayırlı olsun diyelim :)

Adsız dedi ki...

uzun zamandır hangi havayollarıyla daha ucuza gidebilirm diye düşünürken önerilerin gezi yazıların nereye gideceğim hakkında bana çok bilgi verdi yalnız vizeli mi vizesiz mi gidip gitmediğini yazmamış olman bir eksiklik galiba :) yeni yerlere gidip gördüklerini paylaşmanı önemle bekliyoruz :)

gezdimania dedi ki...

selamlar. yazıyı tam okumamışsınız demekki :) vizeden bahsediyorum çünkü. schengen vizesi almanız gerekiyor.

emrullah uluçay dedi ki...

Selamlar Yorumunuz bu şekilde fakat bir yanlışlık var Bu da meşhur gülaş çorbası. Tattığım Macar yemekleri arasından bir tek bunu beğendim. Ama onun da görüntüsü kötü.. :)

Gülaş dediğiniz çorba yı ( yemek olmasına rağmen ) çok kötü bir yerde içmişsiniz ayrıca çorbanın adı Gyulas ( Yeniçerinin Kulaşı yemeğidir ) kısacası Türk yemeğidir bilginize

gezdimania dedi ki...

görüşleriniz için teşekkürler...

Yorum Gönder