18 Ocak 2014 Cumartesi

Frankfurt

__________________________________________________


FRANKFURT YAZIMI ARTIK YENİ İNTERNET SİTEM www.nereyekacsak.com'DA OKUYABİLİRSİNİZ.

YENİ İNTERNET SİTEMDEKİ FRANKFURT YAZIMA ULAŞMAK İÇİN BURAYI TIKLAYIN!


http://www.nereyekacsak.com/frankfurt/




__________________________________________________
Paylaş

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Tempo Travel - Yaz 2013

Uzun zamandır blogda maalesef yazı yazamadım. Ülkemizde geçtiğimiz ay yaşananlar malum... İçimden hiç seyahat yazmak gelmedi... Blogda yazamasam da önceki hafta çıkan Tempo Travel'ın Yaz 2013 sayısında iki yazım var.

Bu yaz vizelere getirilen kolaylık sayesinde çok popüler olan "Sakız Adası" ve vize gerekmeyen, bence çok yakın zamanda hafta sonu kaçamakları için en tercih edilecek destinasyonlardan biri haline gelecek olan Belgrad'ı kısaca anlattığım "48 Saatte Belgrad" yazılarımı okuyabilirsiniz.

 #direngeziparkı #direnseyahat
 
Paylaş

1 Ekim 2012 Pazartesi

National Geographic & Tempo Travel

Uzun zamandır yazı yazamadım. Aklımda hala Güney Kore’yi yazmak var... Ama sebebi vardı! :) Burada daha önce bahsetmemiştim ama Nisan ayından beri Tempo Travel dergisine yazıyorum. Buna bu ay bir de National Geographic Traveler eklendi. Kendi işlerim de çok yoğun olunca, blog için yazı yazmaya vakit kalmadı…

Kendi kendimin reklamını yapıyormuş gibi oldum ama paylaşmak istedim! :) National Geographic’in Ekim 2012 sayısıyla birlikte verilen National Geographic Traveler dergisinde “Yepyeni Bir Eskişehir” ve Tempo Travel’ın bu ay çıkan Sonbahar 2012 sayısında da “48 Saatte St. Petersburg” yazılarımı okuyabilirsiniz!

National Geographic Traveler – Ekim 2012

Tempo Travel – Sonbahar 2012

Okuduktan sonra yorumlarınızı da rica ederim. Teşekkürler. Esen kalın… :)

Paylaş

2 Şubat 2012 Perşembe

Nou Camp'a nasıl gidilir?

__________________________________________________


NOU CAMP'A NASIL GİDİLİR? YAZIMI ARTIK YENİ İNTERNET SİTEM  www.nereyekacsak.com'DA OKUYABİLİRSİNİZ.

YENİ İNTERNET SİTEMDEKİ NOU CAMP'A NASIL GİDİLİR? YAZIMA ULAŞMAK İÇİN BURAYI TIKLAYIN!

http://www.nereyekacsak.com/nou-camp/



__________________________________________________
Paylaş

14 Ocak 2012 Cumartesi

Müzekart Çıkartmak Çok Kolay

Bugüne kadar yurt dışında birçok yeri anlattım, yurt içinde Bodrum’un kışından, Selimiye’den, Hatay’dan bahsettim ama şöyle de bir gerçek var ki biz bırakın yurtdışını, ya da başka şehirleri, kendi yaşadığı şehri bile tanımayan, merak etmeyen bir milletiz.

Benim İzmir ve İstanbul’daki “çok sosyal” arkadaşlarım popüler gece kulüplerinin, barların, kafelerin, restoranların birçoğuna gitmişlerdir. Ama sorsanız, İstanbul’dakilerin çok azı tarihi yarımadadaki, yani Sultanahmet ve civarındaki tarihi yerleri ziyaret etmiştir. İzmir’dekilerin hemen hemen hiçbiri şehrin göbeğindeki Agora’yı görmemiştir (ama Balçova’daki Agora Alışveriş Merkezi’ne gitmeyen kalmamıştır). Efes’e gidenler de belki ilk ve son defa ilkokuldaki gezilerle gitmiştir.

Halbuki ülkemiz tarihi eserler, gezilecek görülecek yerler konusunda tam bir cennet. Binlerce yıl öncesine dayanan tarihimiz var. Hele İstanbul ki üç koca imparatorluğa ev yapmış bir şehir. Gez gez bitmez tarihi yerleri, müzeleri, eserleri.

Üstelik 18 Haziran 2008’den beri mevcut olan Müzekart uygulamasıyla sadece 20 TL ödeyerek bir yıl boyunca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait 300’den fazla müzeyi Müzekart’ınızla, kartı çıkardığınız tarihten itibaren 1 yıl boyunca istediğiniz zaman gezmeniz de mümkün.

Geçtiğimiz ay, www.muze.gov.tr‘den kargo ücreti dahil sadece 22,5 TL ödeyerek satın aldım ve Müzekart’ım 3-4 gün sonra kartın geçerli olduğu müzelerin yer aldığı kitapçıkla birlikte elime ulaştı.

Evet, yanlış duymadınız, sadece 20 TL ödeyerek bir yıl boyunca Türkiye’deki 300’den fazla müzeyi gezebilirsiniz. Topkapı Sarayı’na tek girişlik biletin bile 20 TL olduğunu düşünürsek, inanılmaz bir imkan bu.

Müzekart’ı Topkapı Sarayı dahil belli başlı müzelerden, fotoğraflı bir kimlik kartıyla birlikte ücretini ödeyerek çıkartabilirsiniz. Ama genelde satış noktalarında kuyruk oluyor ya da gittiğiniz müzede satış noktası olmuyor. Misal biz Hatay Müzesi’ne gittiğimizde, orda satışı yapılmıyordu, o yüzden tek girişlik bilet almak durumunda kalmıştık.

Ama yazının başlığında da belirttiğim gibi, artık Müzekart almak çok daha kolay. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Müzekart’la ilgili resmi sitesi olan www.muze.gov.tr'den kredi kartınızla 2,5 TL kargo ücreti dahil toplam sadece 22,5 TL ödüyorsunuz ve bu kartı satın alabiliyorsunuz. Üstelik kapınıza teslim ediliyor.

Hem bu kartı şimdiden satın almanız, elinizde bulunması, sizin için de buraları ziyaret etmek için teşvik edici bir unsur olacaktır. İstanbul’a beni ziyarete gelen yabancı arkadaşlarımı gezdirmek için, bence İstanbul’daki en önemli tarihi yapılardan olan Topkapı Sarayı ve Ayasofya’ya birçok kez yaptığım ziyaretlerimden bazı resimlerimi de paylaşıyorum ki neler kaçırdığınızı görün:

Müzekart’ınızla girebilceğiniz, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı’nın yapımına 1458 yılında başlanmış. İlk adı, bizim sandığımızın aksine Topkapı değil “Yeni Saray” anlamına gelen “Saray-ı Cedid”miş. Topkapı ismini 19. yüzyılda almış. Burası, I. Avlu’dan Asıl Saray bölümüne girişi sağlayan ve Orta Kapı da denilen Bâb-üs Selâm, yani “selamlama kapısı”. Gördüğünüz üzere bu kuleli kapı oldukça gösterişli ki zaten yüzyıllar boyunca Topkapı Sarayı'nın ve Osmanlu İmparatorluğun ihtişamının simgesi olmuş.

Halkımızın Muhteşem Yüzyıl dizisi sayesinde ilgi duymaya başladığı, “hünkarımız” Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan dahil Osmanlı padişahları ve hanedan üyeleri, 1478 yılından Dolmabahçe Sarayı’nın Abdülmecid tarafından yaptırıldığı 1856 yılına kadar, yaklaşık 400 yıl boyunca Topkapı Sarayı’nda konaklamış. Benim de Çarşamba akşamları evdeysem izlediğim Muhteşem Yüzyıl’ın fotoğrafını kullandım ki popüler kültüre ilgisi yüksek olan halkımızın dikkatini daha çok çekebilelim bu saraya! :)

Burası Kubbealtı’nın girişi ki bence sarayın en etkileyici yerlerinden biri. Peki Kubbealtı nedir? Ben de merak ettim ve öğrendim: Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun'un, yani sadrazam ve diğer devlet görevlilerinin toplanıp devlet işlerini görüştüğü ve karara bağladığı yermiş Kubbealtı. Divana padişah bizzat katılmaz, toplantıyı vezir-i azamın oturduğu yerin hemen üstünde bulunan bir kafesten takip edermiş ki Muhteşem Yüzyıl dizisinde buraya ait sahneleri görmüş olmanız lazım.

Saraya mutlaka gitmelisiniz, gerek Osmanlı'nın ihtişamına tanık olmak, gerekse o dönemde kullanılan eşyaları, haremi (ekstra bir ücret ödemek gerekiyor), Kaşıkçı Elması dahil mücevherleri veya İslam'ın ve Hz. Muhammed'in kutsal emanetlerini görmek için.

Sarayı ziyaret etmek için bir diğer sebep de kesinlikle manzarası bence. Kanımca İstanbul’un en güzel manzarasına sahip yerlerden birisi. Marmara Denizi, Haliç, Boğaz, Anadolu yakası, Adalar, hepsi ayaklarınızın altında. Padişah olmak varmış arkadaş!!

Burası Sultanahmet Camii’nin avlusunun girişi, 2009 Mart’ı. Arka plandaki turuncumsu bina, İstanbul’un en ünlü yapısı olan Ayasofya Müzesi. Yine Müzekart’ınızla girebilirsiniz. Tam 1500 yıldır ayakta, aynı yerde. İnanılmaz! 532 ila 537 yılları arasında Bizans imparatoru I. Jüstinyen tarafından Ortodoks kilisesi olarak yaptırılmış, 1453’te İstanbul’u fethetmemizle birlikte camiiye dönüştürülmüş ve 1931 yılında da ibadete kapatılarak müze haline getirilmiş. Ayrıca bugün Anadolu’nun her yerinde görebileceğimiz Türk-Osmanlı cami mimarisine de örnek teşkil etmiş. Halkımız bir de bazı camileri, kiliseye benziyor diye beğenmez ama farkında değiller ki bizim camiler zaten Bizans kilise mimarisinden esinlenilmiş...

Ayasofya’nın kubbesi Roma’daki Panteon’dan küçük olmakla birlikte 55 metrelik yükseliği ve oldukça geniş olan iç alani sayesinde, yapıldığı dönemden İspanya’daki Sevilla Katedrali inşaasına dek dünyanın en büyük katedrali olma ünvanını korumuş. Devasalığını görünce ve 1500 yıldır ayakta olduğunu düşününce insanın insanın ağzı resmen açık kalıyor. İç alanı o kadar geniş ki kadraja bile sığmıyor. Alttaki iki fotoğrafla birlikte bu da Aralık 2011’den.

Bugün müze olan Ayasofya’da hem İslami öğeleri, hem de Hıristiyan mozaiklerini aynı anda görmek mümkün ki bence bu da Ayasofya’nın etkileyici başka bir özelliği. Fatih Sultan Mehmet’in hoşgörüsü sayesinde, camiye dönüştürme sürecinde, mozaiklerden insan figürleri içerenler tahrip edilmeyip ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler bu sayede tahribattan kurtulabilmiş ve müzeye dönüştürüldükten sonra tekrar ortaya çıkarılmışlar. Bu resimde arkada üzerimde, kucağında çocuğu İsa’yla Meryem Ana’nın mozağini görebilirken onun hemen sol ve sağ taraflarında ise İslami yazıların bulunduğu büyük ahşap daireleri görebilirsiniz.

Çok yorum yapmaya gerek yok. Sütunlar ayrı güzel, ön planda sağdaki hünkar mahfili ayrı güzel. O ne diye soracak olursanız, hünkar mahfili, padişahların namaz kılması için ayrılan, resimde de görüldüğü gibi gösterişli bölümlere deniyor. Ayasofya’nın anlamını da merak etmiş olabilirsiniz. O da Yunanca “kutsal bilgelik” anlamına geliyor.

Tarihi yarımadadan bahsetmişken, yine geçen ay, Avusturya’dan gelen arkadaşlarımı gezdirirken çektiğim bu resmi de paylaşmak istedim. Seven Hills adındaki restoranın terasından, tam gün batımında, çektim. Sultanahmet’e gittiğinizde, mutlaka gitmelisiniz bu mekana, bir şeyler yemek için olmasa bile en azından içmek için. Bir yanda Ayasofya, bir yanda Sultanahmet Camii, Marmara Denizi, Boğaz’ın girişi, Adalar... Acayip etkileyici bir manzarası var. Özellikle de gün batımına denk getirin ve güneşin Sultanahmet Camii’nin arkasından resimdeki gibi batışını izleyin ki bir kere daha aşık olun İstanbul’a.

Gördüğünüz üzere, İstanbul’da görülmesi gereken yerlerden sadece ikisi olan Topkapı Sarayı ve Ayasofya’yı görmek için bile Müzekart alınabilir. Misal Ayasofya’ya tek giriş ücreti de 20 TL, yani Müzekart’la aynı fiyata. Kartınızı online satın aldığınızda, yanında bir de geçerli müzelerin isminin yazıldığı kitapçık yolluyorlar. Bence hiç beklemeyin, çok düşünmeden buraya tıklayın ve kredi kartınızla Müzekart’ınızı hemen satın alın! :)

Paylaş

3 Kasım 2011 Perşembe

Pasaport Çıkartmak Çok Kolay

Çevremdeki insanları, seyahat planları olsun olmasın, bir an önce pasaport çıkartmaları için her zaman teşvik ediyorum. Çünkü seyahat planı yapabilmek, bu konuda motive olabilmek için öncelikle bir pasaportunuzun olması gerekiyor. Yoksa, önünüze güzel bir fırsat çıksa bile pasaport ücretini ve pasaport çıkartmak için harcayacağınız vakti düşünmeye başlayınca, harekete geçmeden vazgeçiliyor.

Halbuki pasaport çıkarmak çok basit bir işlem ve eskisine göre çok daha ucuz. Bu ay içinde, henüz 1 yıla yakın daha kullanım süresi olmasına rağmen boş sayfa kalmadığı için pasaportumu yeniledim ve artık ben de biyometrik, ya da diğer bir tabirle çipli pasaport sahibi oldum! :) Oldum ve bu işlemin, çevremdeki insanlara anlattığımdan daha da basit olduğunu gördüm ve sizleri de teşvik etmek için anlatmak istedim. Malum 2009 verilerine göre ülkemizde insanların %89’u pasaport sahibi değil ve nasıl çıkarılacağı konusunda en ufak bir fikirleri de yok.

Pasaport başvurunuz için öncelikle
e-Pasaport sitesine girip T.C. kimlik numaranızla randevu almanız gerekiyor. Randevunuzu aldıktan sonra, randevu günü ve saatinde, randevu aldığınız emniyet müdürlüğüne aşağıdaki belgelerle gitmeniz yeterli:

- 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf: Herhangi bir fotoğrafçıya gidip biyometrik pasaport fotoğrafı çektirebilirsiniz. Yine de belirtelim nedir bu biyometrik fotoğraf: yüksek kaliteli, belli ölçüleri (50 mm x 60 mm) ve özellikleri olan, başın konumu dik, gülme vb. mimikler olmadan, ağız kapalı olarak çekilen arka fonu beyaz vesikalık fotoğraflardır. Örnek olarak kendi fotoğrafımı koymak isterdim ancak bu fotoğrafların bir başka özelliği de normal vesikalıklara göre çok daha büyük olduğu ve hiç rötuş yapılmadığı için herkesi oldukça çirkin çıkarmasıdır! :)


- Nüfus cüzdanınız: Aman sakın unutmayın. Ya da devasa boyutlarından dolayı benim gibi yanınızda taşımıyorsanız, gitmeden önceki gün koyduğunuz yerden çıkarın ve yine benim gibi son dakikada nereye koydum ben bu nüfus cüzdanını diye aramaya çalışmayın.

- 10 yıllık pasaport bedelinin ödendiğine dair dekont: Toplam 387,8 TL (333,8 TL harç bedeli + 54 TL defter bedeli) ödemeniz gerekiyor. Herhangi bir banka şubesine giderek T.C. kimlik numaranız ile yatırabilirsiniz. İlk bakışta bu ücret yüksek gelebilir ancak bir kere ödüyorsunuz ve 10 yıl boyunca pasaport çıkartmak ya da pasaport ücreti diye bir derdiniz kalmıyor. Üstelik geçen sene pasaport fiyatlarına %50 indirim yapıldı. Eskiden aynı ücrete 5 yıllık pasaport bile çıkarılamıyordu. Misal ben 2007 yılında 2 yıllık uzatma için bile (defter bedeli olmadan) 230,30 YTL ödemiştim. Ama tabii geçen sene yapılan bu %50’lik indirim, yine de dünyanın en pahalı pasaportunu kullandığımız gerçeğini değiştirmiyor. Dünyada 10 yıllık pasaport ücretleri ortalama 50 $ iken Türkiye’de hemen hemen 250 $. Hep bir vergi, harc ödeme durumundayız malum. Zaten deprem vergisi diye ödediğimiz vergilerin ne olduğu da belli değil. İnsanın sinirlenmemesi elde değil. Üstüne bir de yurtdışına her çıkışımızda dünyada bir örneği daha bulunmayan 15 TL çıkış harcı ödüyoruz. Bu konuya parmak basmak istedim ama siz yine de fikrinizi değiştirmeyin, başka harcamalarınızdan kısın, ayırın bir kenara paranızı, ödeyin 387,8 TL’yi ve 10 sene boyunca pasaport konusuna kafa yormayın! :)


Bu belgeleri de hazırlayıp emniyet müdürlüğüne gittikten sonra ne oluyor peki? Parmak izi vermeniz gerekiyor. Bekleme süresi dahil 15-20 dakika sürebildiği için randevu saatinizden en az 15 dakika önce emniyet müdürlüğünde olmanızı tavsiye ederim.
Parmak izinizi verdikten sonra, emniyet müdürlüğünün pasaport birimine gidiyorsunuz ve belgelerinizi teslim ediyorsunuz. Bu işlemler ise 5 dakika bile sürmüyor. 3 ila 4 iş günü içinde de pasaportunuz vermiş olduğunuz adrese kargoyla teslim ediliyor.
İşte bu kadar basit. Ben başvurumu bir pazartesi günü yaptım ve aynı hafta perşembe günü aşağıdaki fotoğrafta görmüş olduğunuz pasaportum elime ulaştı. Ama çabuk geliyormuş nasıl olsa diye sakın ha ertelemeyin. Çünkü ertelendikçe erteleniyor ve sonra da yalan oluyor.

Şimdi hemen harekete geçin, e-Pasaport sitesine tıklayın, randevunuzu alın, belgelerinizi hazırlayın ve pasaportunuzun gelmesini bekleyin. Sonra da ilk fırsatta seyahat planlarınızı yapmaya başlayın ve uygulamaya geçirin! :)))



NOT: Eğer bilgisayar kullanmaya hakim değilseniz, sizler için e-Pasaport sitesinden nasıl randevu alabileceğinizi fotoğraflarla birlikte aşağıda açıkladım. Çok basit olduğunu görebilirsiniz. Randevu alabilmek için şu adımları izlemeniz gerekiyor:

1.
http://epasaport.gov.tr/basvuru/ adresine tıklayın.

2. Açılan sitede, T.C. kimlik numaranız olduğunu ve kimliğiniz üzerinde de yazılı olduğu seçeneklerini işaretleyin.


3. Sonra pasaport türünü - Umuma Mahsus(Bordo) – ve pasaport başvurusu yapmak istediğiniz şehri seçin. 3. Şehri seçtikten sonra o şehirde başvuru yapabileceğiniz emniyet müdürlüklerinin ismi ve en yakın başvuru tarihi ekrana çıkacaktır. Başvuru yapacağınız birimin yanındaki saat işaretini tıklayın.


4. Çıkan ekranda kişisel bilgilerinizi ve güvenlik kodunu girdikten sonra “Devam Et”i tıklayın.


5. Önünüze takvim çıkacaktır. Buradan size uygun olan tarihi ve hemen ardından da saati seçin.

6. Son aşamada ise randevu verdiğiniz tarih ve saati onaylamak için “Evet”i tıklayın.

7. Bu aşamadan sonra kişisel bilgilerinizde girmiş olduğunuz e-posta adresinize bir ileti gelecektir. Gelen iletideki bağlantıyı tıklayarak başvurunuzu onaylamanız gerekiyor
.

Paylaş

27 Kasım 2009 Cuma

Seyahat-i Ekonomik

İlk yazımda demiştim ki benim Türk gençliğini seyahate teşvik etmek gibi kendimce bir misyonum var! Tabii böyle yazılar yazmak, anıları anlatmak, teşvik etmek güzel, herkes seyahat etmek ister ama tabii bu olayın bir de finansal boyutu var ki gençleri düşündüren en önemli konu da bu!

Halbuki Türkiye içinde yapılacak bir seyahatten ço
k daha az para vererek yurtdışında da çok güzel tatil yapabilirsiniz! Nasıl mı? Öncelikle yanı başımızda Yunan adaları var, feribotla geçmek çok ucuz, sonra interrail var tüm Avrupa’da trenle gezmek için, Balkan Flexipass var yine trenle Balkanlar’ı keşfetmek için. Bir de benim seyahatlerimde sık sık kullandığım, “low coast airline” denen düşük maliyetli havayolu şirketleri var, daha uzak destinasyonlar için.

Interrail malum bir çoğunuzun bildiği birşey, istediğiniz yerde, istediğiniz 2. sınıf trene binerek bütün Avrupa’yı baştan sona 22 gün için sadece 689 TL’ye, 1 ay için de 889 TL’ye gezebilirsiniz. Trenler 2. sınıf ama tabii Türkiye’dekilerden çok farklı, çok daha kaliteli, konforlu ve hızlı. Ayrıca trenle seyahat kadar keyifli birşey de yok, en azından benim için! Yol boyunca arabayla katettiğiniz yollarda göremeyeceğiniz şahane manzaraları izlemek, düşünmek, biraz kitap okumak, sıkılınca tren içinde gezinmek, bir yandan da varsa yanındaki arkadaşınla, yoksa orada tanıştığın biriyle sohbet etmek...

İsviçre'den Lihtenştayn'a giderken trende, Aralık 2006


Balkan Flexipass’a gelince, az bilinen birşey ama bu biletle de çok uygun fiyata Bulgaristan, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’da Osmanlı’nın izini sürebilir, tıpkı Türkiye gibi doğu ve batının bir sentezi olan kültürlerini ve keşfedebilir, aslında ne kadar da birbirimize benzediğimizi gözlemleyebilirsiniz. Bu ülkelerde istediğiniz trene atlayabilirsiniz ve canınız nereye istiyorsa oraya gidebilirsiniz. Bunun için ödenmesi gereken miktar da 5 gün için sadece 113 TL, 10 gün için 191 TL ve 15 gün için 229 TL. İsterseniz tıpkı interrail’da olduğu gibi bu seyahatlerinizde de çok az bir fark ödeyip yataklı vagonda gece seyahat ederek hem vakit hem de nakitten tasarruf edebilirsiniz.

Interrail ve Balkan Flexipass’la ilgili daha fazla bilgi edinmek için TCDD'nin internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Çeşme'den Sakız Adası'na giderken feribotta, Mart 2009

Eğer deniz, güneş, eğlence seviyorsanız, Yunan adalarına gitmek, Türkiye’de yapacağınız seyahatten çok daha ucuza mal olabilir size. Ülkemizde genellikle tarihi taş binalarda butik otel adıyla pazarlanan, geceliği 300 TL’yi geçen konaklamalar yerine, aynı görüntüye sahip ancak daha az lüks ama daha samimi ve sıcak pansiyonlarda geceliği kişi başı 15-20 € civarına konaklayabilirsiniz. Burada ortalama bir balıkçıda yiyip içmeye kişi başı 80 TL öderken, aynı balığı, hatta daha lezzetlisini adalarda uzo ve Yunan mezeleri eşliğinde 15-20 €’ya yiyebilirsiniz. Ulaşıma gelince, fiyatlar gidiş-dönüş vergiler dahil Çeşme’den Sakız Adası’na (Chios) 40 €, Kuşadası’ndan Sisam’a (Samos) 50 € ve Bodrum’dan İstanköy’e (Kos) 56 €. Daha sonra çizdiğiniz rotalara göre bir adadan diğerine de mesafeye göre 20-30 € civarlarında bir ücret ödeyerek geçebilirsiniz. Zaten adalara inince her yerde feribot biletleri satan acentaları görebilirsiniz, onlardan en uygun fiyatlısını, kafanızdaki rotaya göre seçebilirsiniz.

İstanbul'dan Kazablanka'ya giderken (Air Arabia), Ekim 2009

Şimdi gelelim uçak biletlerine! Herkes soruyor nasıl buluyorsun bu kadar ucuza uçak bileti diye, misal en son gidiş dönüş vergiler dahil İstanbul’dan Fas’a 125 €’ya, ondan önce Slovakya’ya 50 €’ya, İsviçre’ye 120 €’ya uçmuşluğum var. Yurtdışında bir lokasyondan diğerine daha da ucuz bu olay. Paris’ten Barselona’ya yine vergiler dahil gidiş-dönüş 20 €’ya uçmuştum bir defasında.

Barselona'dan Paris'e dönüş (Ryan Air), Kasım 2007

Peki nasıl? Çok basit, tek yaptığım “low coast airline” denen havayollarının sitelerine girip, fırsatları kollayıp, biletlerimi ortalama 4-5 hafta öncesinden almak. Hatta 2 ay öncesinden alacak olursanız, daha da ucuza alabilirsiniz bilet, bu yüzden kimi zaman hiç aklımda yokken, sadece çok çok ucuza bilet bulduğum için seyahat etmişliğim bile var! :) Yani, bu kadar basit.


Ancak Türkiye’de insanlar hem lüks düşkünü olduğu hem de ben THY’den, Lufthansa’dan başkasıyla uçmam, tek güvenli havayolu onlar dedikleri için haberimiz olmuyor bu havayollarından. Zira istatistiki bilgilere bakıldığında, çoğu da Avrupalı olan bu havayollarının, gayet güvenli oldukları görülebilir. Lüks konusuna gelince de, 2-3 saatlik bir yolculukta illa birşeyler yemem içmem lazım, hostesin sürekli benimle ilgilenmesi gerekli gibisinden takıntılarınız yoksa, sorun da yok demektir. Tabii şunu da belirmek gerekir ki az da olsa bazı havayollarının koltuk numarası vermedikleri de oluyor, bulduğunuz koltuğa oturuyorsunuz!

Brüksel'den Sofya'ya giderken (Wizz Air), Aralık 2008

Bakalım Türkiye’den hangi havayolları nerelere uçuyor bu şekilde:

EASYJET Basel(İsviçre,Fransa,Almanya) ve Londra (İngiltere)
AIR BALTIC – İstanbul’dan Riga’ya (Letonya) uçup oradan trenle diğer Baltık ülkelerine veya feribotla İskandinav ülkelerine geçebilirsiniz.
BLU EXPRESS
– Roma (İtalya)
AIR ARABIA – Sharjah (Dubai-Birleşik Arap Emirlikleri) ve Kazablanka(Fas)
CORENDON – Amsterdam (Hollanda)
CONDOR – Yalnızca İzmir’den Amsterdam (Hollanda), Zürih (İsviçre) ve Almanya’daki birçok şehir
NORWEGIAN – Norveç, ama kışın yok, sadece Nisan-Ekim arası, yine de takip edin
JAZEERA – Kuveyt (Kuveyt)
GERMANWINGS – Almanya’nın birçok şehri, oradan da aktarmalı olarak diğer Avrupa’da birçok destinasyon
SUNEXPRESS – Avrupa’da birçok şehir
PEGASUS – Avrupa’da birçok şehir

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Yüksek sezonda (Nisan-Ekim) bunların dışında birçok farklı havayolu da Türkiye’ye uçuşlar başlatabiliyor. Yaz döneminde bu konuda bir yazı daha yazıp onları da eklemeyi düşünüyorum. Ayrıca www.skyscanner.com adresinden de dünyanın herhangi bir yerindeki gitmek istediğiniz şehre olan en ekonomik uçak biletlerini görüntüleyebilirsiniz.

Yazım biraz uzun oldu ama umarım uzun olduğu kadar faydalı da olmuştur. En azından seyahat planları yaptığınızda, girip bakabileceğiniz bir kaynak görevini görebilir belki... Paylaş